Aylık Kültürel Aile Dergisi

Çantacı Necmi Ağabey: “HİZMETTE SINIR VE SİNİR YOK”

Yusuf Yıldız / Ocak Şubat Mart 2015

“Aslında gençler Risale-i Nur’un hakikatlerine geliyorlar, bana değil yani… Allah korusun, bunu üzerime alamam. Ama tabi biz insanların seviyesine inmeye çalışıyoruz. Ben biraz daha esprili anlattığım için, onları güldürdüğüm için, belki gençler bundan dolayı tercih ediyorlardır. Geçenlerde biri diyor: ‘Abi ya gülmeyi unutmuştum, Allah razı olsun.’”

Çantacı Necmi Ağabey, Nur hizmetinin sıkıntılı günlerini yaşamış, ilerlemiş yaşına rağmen halen koşturan; sıcak, samimi ve güler yüzlü bir ağabeyimiz. İman hakikatlerini esprili ve muhabbetli üslupla anlatmasıyla meşhur. Nereye gitse bulunduğu çevreye neşe katıyor.

Biz de Risale-i Nur hizmetinin gülen ve güldüren yüzü Çantacı Necmi Ağabey’le oldukça keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Necmi Ağabey, öncelikle kendinizden bahseder misiniz? Çantacı Necmi kimdir?

Asıl adım Necmeddin İlgen, fakat bana Çantacı Necmi diyorlar. 1937’de İzmir’in Urla ilçesinde doğdum. Babam 1920’de Kosova- Priştine’den hicret etmiş, Urla’ya yerleşmiş. Üç evladım var; ikisi kız, biri erkek. Beş tane de torunum var; ikisi kız, üçü erkek. Evim İzmir’de fakat ben İstanbul’da kalıyorum. Ara sıra da İzmir’e gidiyorum. İlkokul mezunuyum. Emekliyim.

Elli senedir Risale-i Nur okuyorum. Üstad Bediüzzaman’ı göremedim. Yaşım müsaitti, görebilirdim fakat göremedim. Nurlarla o zaman tanışmamıştım. Komadaydım yani. Komadaki adam kimi tanır, kimseyi tanımaz. Adam bayılıyor, diyor ki: “Kendimden geçmişim.” Biz de kendimizden geçmiştik. O yüzden Üstad’ı şahsen tanıyamadık.

 

Risale-i Nur’la tanışmanız hayatınızda ne gibi değişiklikler meydana getirdi?

Biz dindar bir ailenin evladıydık. Aile dindar ama etrafımızdaki arkadaşların, gençlerin hiç biri o havada değil. Annem bir şeyler anlatıyordu ama benim yaşıtlarım, arkadaşlarım öyle olmadığından bir müddet sinemalarda, kahvehanelerde, orada burada dolaştık. Ama içimde derli toplu bir hayata girme meyli vardı.

İlk olarak bir tarikata gittim. Tabi tarikat biraz değişik bir tarikattı, ehl-i sünnet değildi yani. Dedim biz buraya düzelmeye geldik, daha çok bozulacağız; kaçtım oradan. Sonra başka bir yere gittim, o da beni tatmin edemedi.

Aklımda sualler var tabi, bunların cevabını arıyordum. Sıkılıyordum, üzülüyordum. Böyle sanki dinden çıkacakmışım gibi hissediyordum kendimi. Öldükten sonra dirilmek, melekler, kader gibi sorular aklıma geliyordu. Bunlara cevap veremiyordum. Cami hocaları da cevap veremiyordu, imandan gerektiği gibi bahsedemiyorlardı.

Şu et parçası olan burun var ya, kessen yüz gram etmez ama dünyadaki bütün kokuları birbirinden ayırt ediyor. Kapa gözlerini bir bezle, yanaştır burnuna, kokla bak; elma, armut; pastırma, sucuk, köfte; dolma, çörek, börek; karpuz, kavun… Geç kulağa, bütün sesleri ayırt ediyor. Geç ağza, bütün tatları ayırt ediyor. İşte bunu yaratan yalnız Allah olabilir diyecekler, anlayacağız. Ne yazık ki diyemiyorlardı.

 

Risale-i Nur’la tanışmanız bu süreçte mi oldu?

Risale-i Nur’la tanışmam şöyle oldu: İzmir’de Mustafa Birlik Ağabey vardı, onun evinde dersler oluyordu. Bir gün bir arkadaş beni derse davet etti. Dedim ne dersi, Nurculuk dersi mi? Gel kardeşim Kur’an okuyoruz, dedi. Nasıl gelirim oraya dedim. Bana tarif etti. İhvan Berberi vardı İzmir’de, oraya gel, seni alacaklar dedi.

Gittim oraya, bir kardeş geldi, beni takip et dedi. Takip ettim, bir evin önüne geldik. Bana dedi, sen şimdi girme, birkaç tur at öyle gel, dedi. Kendi kendime dedim tövbeler olsun, niye şimdi bana girme dedi? İçimden bir ses git, gitme, git, gitme… Sonunda gideceğim dedim, ne olacaksa olsun. Sene 1966. Girdim baktım Vesvese Risalesi’ni okuyorlar. Bu bahis beni mest etti. İşte o gün bu gündür okuyorum Risale-i Nurları.

 

Size neden Çantacı Necmi diyorlar?

İzmir’de çantacı dükkânım vardı. Gerçi hâlâ devam ediyor. Benim oğlan dükkânı işletiyor. Nasıl ki Pideci Ahmet dedikleri gibi, Çorbacı Mehmet dedikleri gibi, Somuncu Baba dedikleri gibi, Terzi Baba dedikleri gibi, bize de Çantacı Necmi diyorlar.

O zamanlar Risale-i Nur hizmetine karşı çok taarruzlar vardı. Kardeşler Diyarbakır’dan, Urfa’dan geliyorlardı. Diyorlardı, Çantacı Necmi var İzmir’de, onu bulun. E adamın adı çıkmış dokuza inmez sekize. O zamandan beri Çantacı Necmi diyorlar.

 

Peki ağabey, yaşınızın ilerlediği bu dönemde ne gibi hizmetlerde bulunuyorsunuz? Hizmetler esnasında yaşadığınız, bizimle paylaşmak istediğiniz hatıralarınız var mı?

Risale-i Nur hizmeti için, iman hizmeti için her türlü çalışmayı yapıyoruz, hizmetlerde bulunuyoruz. Kahvehanelere gidiyoruz mesela. Otobüste, trende, uçakta hatta hamamda!

Geçenlerde İnegöl-Hoylat Kaplıcaları’na gittim. Baktım gençler havuza atlıyorlar. Dedim bir de ben atlayayım. Bir atladım, tırak öbür taraftan çıktım. Eski yüzücülerdenimdir he... Gençler bana bakıyor. Dedim:

“Gençler bu su nerede ısınıyor böyle?”

“Hiçbir yerde ısınmıyor amca.”

“Nasıl yav, bu su sıcak oğlum. Ben biliyorum bunun nerede ısındığını.”

“Nerede ısınıyor amca?”

“Allah ısıtıyor evladım.”

“Ha orası öyle amca” dediler.

Sonra başladık muhabbete, herkes bizi dinledi. Böyle vesilelerle anlatıyoruz kardeşim. Hizmette sınır ve sinir yok! (Gülüyor)

 

Bu geziler ve sohbetler esnasında hiç tepkiyle karşılaştığınız oluyor mu?

Bursa’da Yenicemüslim köyü var. Fırıncı Ağabey’in köyü. Orada bir kahve var. Camide namazı kılıyoruz, sonra kahvehaneye geçiyoruz. “Camideydik, namazı kıldık, sizi göremedik. Herhalde evde kılıyorsunuz” diyorum. Tabi önce bir yağlama yapıyorum ki gıcırdamasın.

Bu kahvehanede sohbet yapacaktım. Adamın birisi geldi:

“Beyefendi ben sekiz saat çalıştım. Buraya geldim biraz dinlenmeye, sen de gelmiş konuşacağım diyorsun.” Ben de dedim:

“Kardeşim, ben dinden bahsedeceğim, sen de dinleneceksin. İsmi üstünde din-len-mek, dinsizlenmek değil. Sen sekiz saat çalıştın, şimdi burada kâğıt oynayacaksın, yok kâğıt geldi de gelmedi de, oldu da olmadı da, strese gireceksin. Biz seni din­len­di­re­ceğiz, sen hiç merak etme.”

Adam kalktı gitti. Kahvehane bize kaldı. Sonra Allah ne verdiyse anlattık kardeşlere.

 

Özellikle gençler sizi çok seviyor, nereye gitseniz oraya gelmeye çalışıyorlar. Bu ilgiyi neye bağlıyorsunuz?

Aslında gençler Risale-i Nur’un hakikatlerine geliyorlar, bana değil yani… Allah korusun, bunu üzerime alamam. Ama tabi biz insanların seviyesine inmeye çalışıyoruz. Ben biraz daha esprili anlattığım için, onları güldürdüğüm için, belki gençler bundan dolayı tercih ediyorlardır.

Geçenlerde biri diyor:

“Abi ya gülmeyi unutmuştum, Allah razı olsun.”

Tabi ya, gülmek güzeldir. Güler yüz, tatlı dil. Gençleri seviyorum, onları öpüyorum, sarılıyorum, torunum gibi görüyorum onları. Bundan dolayı olabilir. Bir de vakarlı davranmıyorum. Kur’an öyle diyor:

 “Onlar küffara karşı şiddetli, mü’minlere karşı yumuşaktırlar.”

 

Okuyucularımıza söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Yetmiş sekiz yaşındayım, elli senedir Risale-i Nur okuyorum. Onlar da çok çok okusunlar, dinlesinler, bu hakikatlerin idrakine varsınlar. Zamanımız çok kıymetlidir. Allah zamana yemin ediyor. Zamanımızı değerlendirip bu iman hakikatlerini okumalıyız.

Yollarda, arabalarda bir dünya zamanımız boşa gidiyor. Bu vakitleri fırsata çevirebilirsek çok güzel kazançlar elde edebiliriz. Kardeşimiz işçidir, diyelim ki Sultanbeyli’den çıkıyor geliyor Sultangazi’ye, bir saatten fazla yol. Bu arada açar kitabını okur, güzel bir şeye vesile olur inşaallah.

 

NASIL MEMNUN OLMAYAYIM!

Bir televizyon kanalından davet ettiler. Gittim. Oradaki sunucu hanım dedi:

“Hocam, hayatınızdan memnun musunuz?”

Ben dedim:

“Yav nasıl memnun olmayayım! Şimdi burada değil de ahırda saman yiyen bir öküz olabilirdim, sen de bir tavşan olabilirdin, şu arkadaş da çita olabilirdi. Ama insan olmuşuz. Ben Stalin’in torunu olabilirdim, sen de Sarkozy’nin kızı olabilirdin, bu da Putin’in oğlu olabilirdi. Ama bak Müslüman anne-babadan gelmişiz. Ben memnun olmayacağım da kim memnun olacak!”

 

TAVUĞUN İBADETİ

İnek de ibadet eder, tavuk da ibadet eder. Her mahluk kendi istidadıyla ibadet eder. Bir gece bir yerde misafir olarak kaldım. Yerimi beğenmedim. Yatak da biraz alengirli. Kalktım, baktım gece saat üç buçuk, bir teheccüt namazı kılayım dedim. Nefsim dedi: “Yat ulan ne teheccüdü! Gece zaten uyuyamadın, sabah da namaza kalkacağız, yat!” “Yatayım mı?” dedim. “Yat tabi” dedi. Nefis beni yatırdı. Tam yattım. Bir tavuk bağırıyor. Ama nasıl bağırıyor!

“Git git git, baaakkk! Git git git, baaakkk!” Git bak diyor. “Sen iki rekat namaz kılmaya üşeniyorsun. Biz burada siz omlet yapasınız diye, melemen yapasınız diye yumurta yapıyoruz.”  Korktum bir uyandım, teheccüdü de kıldım, sabahı da kıldım, daha korktum uyuyamadım da…


Okunma Sayısı : 2178

Etiketler:

çantacı necmi - risale-i nur hizmeti
130 . Sayı
2015 Ocak Şubat Mart / 130. Sayı
ARŞİV
Ana Menu
Ana Sayfa
Yazarlar
Arşiv
Arşiv
Kurumsal
Hakkımızda
İletişim
İletişim
Adres: Sanayi Caddesi, Bilge Sokak No: 2
Yenibosna / Bahçelievler / İstanbul
Tel: +90 212 551 32 25 - Faks: +90 212 551 26 59
Moral Dünyası Dergisi
© 2014 Moral Dünyası, tüm hakları saklıdır.