Aylık Kültürel Aile Dergisi

AŞKIN ŞAİRİ HZ. ÂİŞE

Nurdan Damla / Ocak Şubat Mart 2015

Resul hanesinin şeyda bülbülüydü Âişe... Vahyin nefesini adım adım takip ediyordu. Efendimizden (a.s.m.) aldığı nurla Allah’ın emir ve yasaklarını hem yaşıyor hem de yayıyordu. Sürekli yeni şeyler öğrenmek çok hoşuna gidiyordu. Efendimiz (a.s.m.) ona “Hümeyra” derdi. Hümeyra kırmızı yanaklı şirin ve sevimli demekti. Bir bardak su bile olsa içeceği, Âişe’nin içtiği yerden içerdi. Onunla şakalaşır, onunla koşar, onunla neşelenirdi.

Mekke’nin asil ailelerinden birine mensuptu Hz. Âişe… Doğrulukta ün yapmış bir babanın, Ebubekir-i Sıddık’ın kızıydı. Annesi Ümmü Ruman nahif ve zarif bir hanımdı. Farklı bir çocuktu Âişe... Ezber kabiliyeti yüksek, zekâ ve kabiliyette üstündü. Onu özenle büyütüp terbiye ettiler. Erken yaşta okumayı ve yazmayı sökmüştü. Hayatı çok erken kavramış olgun bir çocuktu.

Genç kızlık çağı geldiğinde bahtına muazzam bir güneş doğdu Âişe’nin… Cebrail aleyhisselam, Âişe’nin resmini ipek bir örtü içinde Resulullah’a (a.s.m.) getirmiş ve “Bu, senin dünya ve ahirette zevcendir” demişti. Nikâhları gökte kıyılmıştı. Hiç tereddütsüz hazırlıklara başlandı ve düğünleri yapıldı. Onların evliliği Efendimizin (a.s.m.) arzusuyla değil, Allahu Teâlâ’nın emriyle gerçekleşmişti. Peygamberimiz (a.s.m.) bu durumu sevgili Hz. Âişe’sine şöyle izah ediyordu:

“Seni üç gece rüyada gördüm. Bir melek ipek kumaşa sarmış, ‘Bu senin hanımındır’ dedi. Ben de yüzünü açtım ve ‘Eğer Allah tarafından ise Cenab-ı Hak imza eylesin’ dedim.”

 

Yuvaları ilahî bir mektepti

Efendimiz (a.s.m.) ile Hz. Âişe, mutlu ve mesut bir yuva kurdular. Karşılıklı muhabbet ve samimiyet içindeydiler. Dünyaya ait hırs ve tamahları yoktu. Yuvayı mektep kılmışlardı. Geceler boyu kıyam, gündüzler boyu tebliğ, saatler boyunca süren Kelam-ı Kadim zikri, vahyin gelişi ve tebliğin işleyişi günlerinde hep Âişe yanındaydı Hz. Peygamber’in (a.s.m.)...

Resul hanesinin şeyda bülbülüydü artık Âişe... Vahyin nefesini adım adım takip ediyordu. Efendimizden (a.s.m.) aldığı nurla Allah’ın emir ve yasaklarını hem yaşıyor hem de yayıyordu. Sürekli yeni şeyler öğrenmek çok hoşuna gidiyordu. Efendimiz (a.s.m.) ona “Hümeyra” derdi. Hümeyra kırmızı yanaklı şirin ve sevimli demekti.

“Dininizin yarısını bu Hümeyra’dan alınız” diyordu. Bir bardak su bile olsa içeceği, Âişe’nin içtiği yerden içerdi. Onunla şakalaşır, onunla koşar, onunla neşelenirdi.

 

Edibe bir kadındı

Hz. Âişe, büyük şairlerin şiirlerini ezbere bilir, çok fasih ve düzgün konuşur, Efendimize (a.s.m.) şiirler yazardı:

 

“Yusuf’u gördüklerinde ‘bu bir melektir’ diyen Mısırlı kadınlar,

Efendimi görselerdi hançeri kalplerine saplarlardı.”

 

Bir gün ayakta ip eğiriyordu. Efendimiz (a.s.m.) ise nalınını tamir ediyordu. Ak alnından ter damlaları aktıkça; her tarafa nur saçıyor, gözlerini kamaştırıyordu Âişe’nin… İp bükmeyi bırakıp hayran hayran seyretti O’nu... Efendimiz (a.s.m.) fark ederek sordu:

“Ne oldu ey Âişe, neden öyle dalgın duruyorsun?”

“Ya Resulallah,” dedi. “Mübarek yüzünüzdeki nurların parlaklığına ve mübarek alnınızdaki ter tanelerinin saçtığı ışığa bakarak kendimden geçtim.”

Ardından bir şiir mırıldandı:

 

“Ne iyi o gözler ki, güzele bakmaktadır.

Ne talihli o kalp ki, onun için yanmaktadır!”

 

Resulullah elindekileri yere bıraktı ve Âişe’nin yanına gelerek onu alnından öptü ve buyurdular ki:

“Ya Âişe, Allahu Teâlâ sana iyilikler versin! Beni sevindirdiğin gibi, ben seni sevindiremedim.’’

“Ey gözümün nuru,” diyordu Âişe. “Beni seviyor musun?”

“Evet ya Âişe, tabii ki seviyorum.”

Hz. Âişe zapt edemediği merak duygusuyla:

“Nasıl seviyorsun?”

Peygamberimiz (a.s.m.) Âişe’nin her sorusuna açık ve net örneklerle cevaplar verirdi:

“Kördüğüm gibi ey Âişe!”

Bu cevap çok hoşuna gitmişti. Kördüğüm gibi sıkı ve sağlam demekti bu. Aradan bir süre zaman geçmişti ki Hz. Âişe:

“Ey Allah’ın Resulü, kördüğüm ne âlemde?” diye sordu.

Efendimiz (a.s.m.), Vedud burcundaki tebessümüyle:

“İlk günkü gibi ya Âişe. Hâlâ o şekilde!”

 

“En çok Âişe’yi seviyorum”

Eşsiz bir kabiliyet, keskin bir zekâ, geniş bir ufka sahipti Hz. Âişe… Hemen her konuda bilgi sahibiydi. Efendimizin (a.s.m.) tedrisinde yetişiyordu. İnen ayetlerin manalarını, helali ve haramı, Arap şiirlerini ve nesep ilmini bütünüyle kavramıştı. Tıp, astronomi, İslam hukuku konusunda da bir hayli donanımlıydı.

Onun bu ilme düşkünlüğü, merakı ve kapasitesi Efendimizin (a.s.m.) çok hoşuna giderdi. Sahabe de bunun farkındaydı. Efendimize (a.s.m.) getirdikleri hediyeleri Hz. Âişe’nin odasında ona sunarak Efendimizin (a.s.m.) sevgisini kazanmak isterlerdi. Bu durum Efendimizin (a.s.m.) diğer eşlerinin dikkatini çekmişti:

“Ya Resulallah,” dediler. “Ashabına emir buyursanız da, hediye getirmek isteyen, hangi zevcenizin yanında iseniz oraya getirse” dediler. Resulullah:

“Beni, Âişe hakkında incitmeyiniz,” buyurdu. “Cebrail bana yalnız Âişe’nin yanında iken geldi.”

Annelerimiz tevbe edip af dilediler. Kızı Hz. Fâtıma’ya:

“Ey kızım,” diyordu Efendimiz (a.s.m.). “Benim sevdiğimi sen sevmez misin?”

“Elbet severim” demişti gül goncası Hz. Fatıma. Bunun üzerine:

“O halde, Âişe’yi sev” buyurmuştu.

Sevgili Peygamberimiz (a.s.m.), Hz. Âişe’yi çok seviyordu. Sahabe soruyordu:

“Ya Resulallah, en çok kimi seviyorsun?”

“Âişe’yi!”

“Erkeklerden kimi seviyorsun?” dediklerinde ise:

“Âişe’nin babasını” buyurmuştu.

Aynı soruyu Hz. Âişe’ye sorduklarında ise tevazuyla:

“Fâtıma’yı severdi” diyordu.

“Erkeklerden en çok kimi severdi?”

“Tabii ki Fâtıma’nın zevcini” diyerek şımarıklığa ve rekabete meydan vermiyordu.

 

Resulullah’ı (a.s.m.) teselli ederdi

Efendimizi (a.s.m.) memnun etmek için, gecesini gündüzüne katardı Hz. Âişe... Onu birazcık üzgün görse, teselli etmek için elinden gelen her şeyi yapardı. Hatta Resulullah’ın akrabalarını da gözetir, onlara karşı da her türlü iyiliği yapardı. Fasih ve düzgün konuşurdu. Kendisi anlatıyor:

“Gün içinde karnım iyice acıkmadan ikinci kez yemek yiyordum. Resulullah (a.s.m.) yanıma gelerek:

‘Ya Âişe,’ dedi. ‘Yalnız mideni doyurmak, sana her işten daha tatlı mı geliyor? Günde iki kere yemek de israftandır. Allahu Teâlâ israf edenleri sevmez’ buyurdu. O günden sonra hiçbir zaman doyasıya yemek yemedim” diyordu ağlayarak ve devam ediyordu:

“Efendimizin (a.s.m.) karnı hiçbir zaman yemek ile tıka basa doymamıştır. Bu hususta hiç kimseye yakınmazdı. İhtiyaç içinde olmak, O’nun için zenginlikten daha iyiydi. Bütün gece açlıktan kıvransa bile, bu durum O’nu gündüz orucundan alıkoymazdı.”

 

Kul için en hayırlı olan Efendimizin yaşayış tarzıydı

Hz. Âişe, Efendimizin (a.s.m.) hane-i saadetinde zühdü ve takvayı öğrenmişti. Biliyordu ki kul için en hayırlı olan Efendimizin (a.s.m.) yaşayış tarzıydı. O eğer isteseydi Rabbi yeryüzünün bütün hazinelerini, meyvelerini ve refah hayatını önüne sererdi. Ama o birçok kez açlıkla kıvranırdı. Hz. Âişe, Efendimizin (a.s.m.) bu hâlini görünce dayanamaz ağlardı. Eliyle Efendimizin (a.s.m.) mübarek karnını sıvazlarken:

“Canım sana feda olsun ya Resulallah” derdi. “Sana güç verecek, şu dünyadan bazı menfaatler, yiyecek ve içecekler temin etsek olmaz mı?”

Cevap verirdi Sevgili:

“Ey Âişe, dünya benim neyime! Ulülazm olan peygamber kardeşlerim, bundan daha çetin olanına karşı tahammül gösterdiler. Fakat o hâlleriyle yaşayışlarına devam ettiler, Rablerine kavuştular. Bu sebeple Rableri, onların kendisine dönüşlerini çok güzel bir şekilde yaptı, sevaplarını artırdı. Ben refah bir hayat yaşamaktan hayâ ediyorum. Çünkü böyle bir hayat, beni onlardan geri bırakır. Benim için en güzel ve sevimli şey, kardeşlerime, dostlarıma kavuşmak ve onlara katılmaktır.”

 

Onların sohbeti ilim, beraberlikleri ibadetti

Hümeyra’sına tavsiyelerde bulunuyordu:

“Ey Âişe,” diyordu. “Geceleri şu dört şeyi yapmaktan geri durma: Kur’an-ı Kerim’i hatim etmeden, benim ve diğer peygamberlerin şefaatlerine kavuşmadan, mü’minleri kendinden hoşnut etmeden, hac etmeden sakın uyuma.”

Gülümsedi Hz. Âişe:

“Ey iki cihanın kutbu ve güneşi olan Efendim! Annem, babam, tatlı canım yoluna feda olsun. Bana dört şeyi yapmamı emrediyorsun. Ben bunları o kadar kısa vakitler içinde nasıl yapabilirim?”

Efendimiz (a.s.m.) tebessüm etmişti:

“Ey Âişe,” dedi. “Ondan kolay ne var? Üç İhlas-ı Şerif’i ve bir Fatiha Suresi’ni okursan, Kur’an-ı Kerim’i hatmetmiş; bana ve diğer peygamberlere salavat getirirsen, şefaatimize kavuşmuş; önce mü’minlerin ve sonra da kendi affını dilersen, mü’minleri kendinden hoşnut etmiş; ‘Sübhânallahi velhamdülillahi ve lâ ilâhe illallahü vahdehû lâ şerîke leh. Lehü’l-mülkü ve lehü’l-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr’ tesbihini okursan hac etmiş sayılırsın.”

Onların sohbeti ilim, beraberlikleri ibadet, ilişkileri muhabbet üzere akıp giderdi:

“Ey Âişe, yumuşak ol. Zira Allahu Teâlâ bir ev halkına iyilik murat ederse, onlara rıfk, yumuşaklık kapısını gösterir.”

“Ey Âişe bilmez misin; kul secde ettiği zaman, Allah onun secde yerini yedi kat yerin sonuna kadar tertemiz kılar.”

“Ey Âişe, hiç hayâsız söz söylediğimi gördün mü? Kıyamet gününde Allah katında en kötü insan, şerrinden kaçarak insanların terk ettiği kimsedir.”

 

Efendimiz (a.s.m.) son günlerini onun yanında geçirdi

Efendimizin (a.s.m.) son günleriydi ve çok hastaydı. Hz. Abbas ve Hz. Ali’nin omuzlarına dayanıp, Hz. Âişe’nin odasına götürdüler. Diğer eşlerinden izin alarak son günlerini onun yanında geçirdi. Döşeğe yattılar. Mübarek başı Hz. Âişe’nin göğsündeyken Refik-i Âlâ’ya yürüdü. Hz. Âişe’nin odası Resulullah’ın (a.s.m.) türbesi olmuştu. Hz. Âişe, Efendimizin (a.s.m.) vefatından sonra yine odasında O’nun yanında kaldı ve ömrünü o odada geçirdi.

O âlime ve zahide bir hanımdı. Ömrü boyunca iki elbisesi olmuştu. Birini yıkar, yamalar giyer; o kirlenince ötekini onarır, giyerdi. Günlerinin çoğu oruçla geçerdi. Gece namazı onun hayatının bir parçasıydı. Fıkıh ilminin kurucularından olan Hz. Âişe yaygın bir rivayete göre fıkıh ve dinî ilimlerin dörtte birini nakletmişti. İslam ilimlerine vâkıf, müçtehit, edibe, mücahide, züht ve vera sahibi, çok cömert bir annemizdi. Onun vefatında bütün Müslümanlar ağladı. Çünkü o ümmü’l-mü’minîn idi.

Selam ey adına ayet inen, iffeti ayetlerle tenzih edilen annemiz Âişe! Zorluklara karşı direnmeyi ve sabrı biz senden öğrendik. Tut ellerimizden! Bu hasta ve mariz asrın çocuklarını yalnız bırakma! Resul hanesi hanımefendilerinin ahlakına ve duruşuna muhtaç bu nesil... İlminle kuşat kalbimizi! İffetinle pirüpak eyle bizi! Aşkına ve şefkatine çok muhtacız. İlmi ve edebi biz senden öğrendik. Tut ellerimizden ne olur! Resulün (a.s.m.) en sevgilisi olarak bize de şefaat eyle!


Okunma Sayısı : 2887

Etiketler:

hazreti aişe - peygamberimizin aile hayatı
130 . Sayı
2015 Ocak Şubat Mart / 130. Sayı
ARŞİV
Ana Menu
Ana Sayfa
Yazarlar
Arşiv
Arşiv
Kurumsal
Hakkımızda
İletişim
İletişim
Adres: Sanayi Caddesi, Bilge Sokak No: 2
Yenibosna / Bahçelievler / İstanbul
Tel: +90 212 551 32 25 - Faks: +90 212 551 26 59
Moral Dünyası Dergisi
© 2014 Moral Dünyası, tüm hakları saklıdır.