Aylık Kültürel Aile Dergisi

ŞEFKAT AİLENİN HAMURUDUR

Mehmed Paksu / Ocak Şubat Mart 2015

Kadın her zaman müşfiktir, şefkat madeni, şefkat kaynağı ve şefkat sembolüdür. Ama en çok da şefkatinin istismarını ve su-i istimalini yaşar, kemikleri sızlayacak biçimde çeker acı acı… Erkek milleti bilse ki, şefkat ailenin hamuru, mayası ve ruhudur; onun önünde boylu boyuna eğilir ve saygı gösterir. Çünkü şefkate hürmet gösterdikçe, şefkati başa taç ettikçe erkek de huzuru tadacak, saadeti yakalayacaktır.

Kadın özel bir donanımla yaratılmış. Çok özel bir istidatla bezenmiş. Ruhu, kalbi, iç âlemi, fıtratı ve yapısı çok ince işlenmiş.

Rahim isminin mazharı olmuş, Şefik isminin aynası olmuş, Latif ismi de başına taç olmuş.

Bu mazhariyetler, özel bir lütuftur, hususi bir mazhariyettir, manevî bir hediyedir, bir ikramdır.

Kadın yaratılışı ve mizacı yönüyle şefkatte öndedir, şefkatte ileridedir ve şefkatte uzmandır.

Şefkat kadında hâkim olmasaydı, ne çocuğunun bin bir eziyetine katlanırdı, ne de koca “kahrı”nı sırtlayabilirdi ömür boyu…

Bunun için kadın “şefkat kahramanı”dır, şefkat harmanıdır ve şefkat deposudur.

Kadın, özgün şefkatiyle beslediği, canı kadar sevdiği, yeri geldiğinde canından aziz ve üstün tuttuğu çocuğunun hatırı için kocasına da katlanır, yakınlarının omzuna yüklediği ağırlıklarını da taşır.

Çünkü kadın hep kollayan, kucaklayan, bağrına basan, yüreğine sarıp sarmalayan bir özelliğe sahiptir.

Önce eşini, hayat arkadaşını, evinin erkeğini, ciğerparesinin babasını gözler, gözetir, gözü gibi görür, sakınır, sahiplenir. Sonra da yavrusunu, kuzusunu ve evladını gözünden ayırmaz, gözüne bile inanmaz.

 

Şefkate hürmet gösterdikçe erkek de huzuru tadacaktır

Kadın her zaman müşfiktir, şefkat madeni, şefkat kaynağı ve şefkat sembolüdür. Ama en çok da şefkatinin istismarını ve su-i istimalini yaşar, kemikleri sızlayacak biçimde çeker acı acı…

Neden mi? Erkek kadının o şefkatini tanımaz, anlamaz, bilemez, idrak etmez, kavrayamazsa; kadındaki bu engin şefkat onun için bir azaba, bir gazaba ve işkenceye dönebilir.

Çıkarı uğruna her şeye tevessül eden “erkek kısmı” kadının fıtratına yerleştirilen bu şefkate el uzatır, dil uzatır, göz koyar ve sonunda tepeler geçer.

Erkekte bir de şiddet eğilimi, şiddet yatkınlığı varsa ve bir de üstelik şiddeti çıkar bir çare olarak görüyorsa, şefkat gibi yüce duyguya saygı gösterip tazim edeceğine, onu ezmeye bir araç olarak görür.

Oysa erkek milleti bilse ki, şefkat ailenin hamuru, mayası ve ruhudur; yuvanın özü, esası ve hayatıdır; onun önünde boylu boyuna eğilir ve saygı gösterir.

Çünkü şefkate hürmet gösterdikçe, şefkati başa taç ettikçe erkek de huzuru tadacak, yuvanın sıcaklığıyla yaşayacak, saadeti yakalayacak, özüne dönecek ve sonunda kendine gelecektir.

 

Efendimiz (a.s.m.) kadına şiddeti kesinlikle yasaklamıştır

Ne yazık ki, yarım yüz yıldan bu yana çıkarcılık, aç gözlülük, nefsin doyumsuzluğu, hissin, hevesin ve hevanın başına buyruk hareketi, elde, avuçta, kalpte ve kafada ne varsa çekti, aldı, götürdü.

Evliliği arzularını tatmin, nikâhı geçici zevklerinin aracı, kurduğu yuvayı da üç-beş senelik uçarı bir beraberlik olarak gören felsefik bir yaklaşım sahipleri ne kadının şefkatini kavradı, ne de anneliğe dönüp bakmayı denedi. Böylece Bediüzzaman’ın “zalim erkekler” olarak tanımladığı erkeklerin arasına girdi.

Aslında böyle bir erkek/koca kendini bitiriyor, kendi geleceğini karartıyor, ömrünü karanlıklara gömüyor, acınmayı bile hak edemiyor. Yaptığının, ettiğinin cezasını çekiyor, “Az bile” denebiliyor yüzüne karşı ve ardından…

Efendimiz (a.s.m.) kadına şiddet kullanılmasını kesinlikle yasaklarken, “Eşinizi hayvan döver gibi dövmeyin” derken, en hayırlı insanın eşine hayırlı olan kişi olduğunu belirtirken, kadınları gündüz dövüp de, akşam olunca onun yatağına girmenin çelişkisini hatırlatırken, kendisinin hiçbir hanımına, hiçbir kadına kaba davranmadığını, sertlik ve şiddet göstermediğini dile getiriyor.

Bize aile ilişkilerinde, aile bütünlüğünde, aile yaşantısında her zaman ve her yerde Efendimiz (a.s.m.) örnek ve misal olmalı. Evet, olmalı ki, biz de bu konuda yayan yapıldak, yolda yolakta kalmayalım, eli avucu boş ve kalbi ve ruhu nahoş olmayalım.

Peygamberimizin (a.s.m.) eşlerine kaba davranmaması bir tarafa, hiçbir şekilde eşlerinin kalbini kırmamış, kötü bir söz söylememiş, sorumluluklarını ihmal etmemiş, her zaman ve her fırsatta onları el üstünde tutmuştur. Kusur işlemişlerse affetmiş, hata yapmışlarsa bağışlamış, varsa bir problem şefkatle, sevgiyle, anlayışla halletmiştir.

 

Kadın taşıdığı şefkatin farkında değilse…

Bu arada kadının da kusuru yok değildir. Çünkü bir meselede iki taraf varsa, sorumluluk her ikisinin de omuzundadır. Kadın taşıdığı şefkatin farkında değilse, şefkatin değerini anlamazsa, şefkatin üstünlüğünü kavramazsa; kendini yakar, yuvasını yıkar, yavrusunu sokağın ortasına bırakır.

Bunun çok acı örneklerini sık sık görüyoruz, yaşıyoruz, dizimize vurarak, bağrımıza taş basarak, gözümüzü olandan bitenden kaçırarak ve sorumluluk alanımızın farkını görmeyerek sadece seyretmekle yetiniyoruz.

Bebeğini evin bir köşesine bırakıp tatile giden, vücudundan bir parça olan yavrusunu cami avlusuna atan, hatta daha ötesi üç beş günlük çocuğunu çöp konteynırına terk edip giden vicdanını yitirmiş “canavar anne”ler birer nefret duvarı olarak hep zihnimizde, hayalimizde durmuyor mu?

Evladı büyüdüğünde de, Üstad Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi:

“O şefkatli valide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda görmesi için her fedakârlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder. ‘Oğlum paşa olsun’ diye bütün malını verir; hafız mektebinden alır, Avrupa'ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor, cehennem hapsine düşmesini nazara almıyor.”

Bütün bunlar da şefkati yerinde kullanmamanın birer dünya bedeli. Ya ahirette ne olacak? Onun cevabını da yine Bediüzzaman’dan alalım:

“Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak o masum çocuğunu, ahirette şefaatçi olmak lazım gelirken davacı ediyor. O çocuk, ‘Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helaketime sebebiyet verdin?’ diye şekva edecek. Dünyada da terbiye-i İslamiyeyi tam almadığı için, validesinin harika şefkatinin hakkına karşı layıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder.”

 

Toplu bir şefkat eğitiminden geçmemiz gerekiyor

Bu açıdan millet olarak toplu bir şefkat eğitimden geçmemiz, bir vicdan muhasebesine tabi tutulmamız, bir merhamet imtihanına girmemiz gerekiyor.

Bu nasıl olur, hangi yolla olur, nasıl bir yöntemle icra edilir? Öncelikle ve en kestirme olarak, aynı zamanda kalıcılığını da hesaba katarak, bireysel olarak, kendi âlemimizde eksiğimizi, noksanımızı, kusurumuzu gördükten ve açığımızı itiraf ettikten sonra bu konuda ciddi bir emek sarf etmeliyiz.

Böyle bir açığı ne devletin, ne hükümetin, ne de eğitim kurumlarının doldurmasını beklemeyelim. En çekirdek eğitim kurumu ailedir, evdir ve kendi yuvamız, mahremimizdir. Oradan başlayıp yola çıkalım. Orada pişirelim, ihtiyaç olan yerlere servis yapalım.

Kötü örnek değildir, iyi örnekleri, müspet yaklaşımları, olumlu davranışları, ahlakî tutum ve pratikleri göz önüne getirerek bir acil plan yapmaktan başka çaremiz yoktur.

Yani, daha açıkçası, kendi yaramızı kendimiz sarmalı, kendi ihtiyacımızı kendimiz karşılamalı, kendi söküğümüzü kendimiz dikmeli, kendi kapımızın önünü kendimiz süpürmeliyiz.

Hatta bu acıları daha kökten ve temelden çözmek için, geleceğimiz olan çocuklarımızı, gençlerimizi, genç kızlarımızı Kur’an’ın rehberliğinde, Peygamberimizin (a.s.m.) önderliğinde, sahabe örnekliğinde, tecrübe ve birikim sahibi aile büyüklerimizin desteğinde, uzman ve ehil insanların elinde yetiştirme, hayata hazırlama ve geleceğe taşıma durumundayız.

Elimizden geleni yaptıktan, bildiğimizi uyguladıktan, öğrendiklerimizi hayata geçirdikten sonra, sonucu ve neticeyi Allah’a havale etmekten başka ne yapabiliriz ki…

Biliyoruz ve inanıyoruz ki, her şeyin dizgini O’nun elindedir, her şey O’nun emriyle halledilir, her şey O’nun yardımı ve inayetiyle yoluna girer.


Okunma Sayısı : 1967

Etiketler:

kadına şiddet - şefkat - mutlu aile
130 . Sayı
2015 Ocak Şubat Mart / 130. Sayı
ARŞİV
Ana Menu
Ana Sayfa
Yazarlar
Arşiv
Arşiv
Kurumsal
Hakkımızda
İletişim
İletişim
Adres: Sanayi Caddesi, Bilge Sokak No: 2
Yenibosna / Bahçelievler / İstanbul
Tel: +90 212 551 32 25 - Faks: +90 212 551 26 59
Moral Dünyası Dergisi
© 2014 Moral Dünyası, tüm hakları saklıdır.