Aylık Kültürel Aile Dergisi

GELENEKLERİMİZDE “KADINA ŞİDDET” YOKTUR

Yavuz Bahadıroğlu / Ocak Şubat Mart 2015

Peygamber Efendimiz (a.s.m.), vahye dayalı “yürek inkılabı”nı “kadın hakları” üzerinden gerçekleştirmiş; risaletten önce diri diri gömülen kadını kurtarıp hayata katmış, saygınlık kazandırmış, eşlerine daima saygı ve sevgi çerçevesinde yaklaşmış, onları övmüş, yük olmamak için de kendi işini kendisi görmüştür. Peygamberimizin (a.s.m.) herhangi bir eşine bir fiske vurduğunu, hatta onlara bağırdığını, azarladığını söyleyen tek bir rivayet dahi yoktur.

Geçenlerde bir televizyon kanalında, “kadına şiddet” konusu tartışılırken, bir kadın, “Kadın dövme geleneğimiz var!” diye bas bas bağırınca, derinden bir “Lahavle” çektim.

Çünkü böyle bir gelenek yok…

Bir konunun “gelenek” olabilmesi için ya İslam’dan ya da Selçuklu-Osmanlı terkibinden gelmesi lazım.

Asr-ı Saadet’te böyle bir şey var mı? Yok!

Selçuklu-Osmanlı terkibinde var mı? Yok!

O zaman nasıl “gelenek” oluyor?

Geleneğimizde kadına “şiddet” yok, “hürmet” var.

O kadar ki, Peygamber Efendimiz (a.s.m.), vahye dayalı “yürek inkılabı”nı “kadın hakları” üzerinden gerçekleştirmiş; risaletten önce diri diri gömülen kadını kurtarıp hayata katmış, saygınlık kazandırmış, eşlerine daima saygı ve sevgi çerçevesinde yaklaşmış, onları övmüş, yük olmamak için de kendi işini kendisi görmüştür.

Peygamberimizin (a.s.m.) herhangi bir eşine bir fiske vurduğunu, hatta onlara bağırdığını, azarladığını söyleyen tek bir rivayet dahi yoktur. Bu yüzden eşlerini döven dindar Müslümanların referansı Peygamber Efendimiz (a.s.m.) değildir.

İsterseniz daha erken zamanlara, insanın yaratılış dönemine gidelim: Hz. Âdem’in yanında bir kadın görüyoruz: Hz. Havva…

 

Osmanlı kadınının ebedî abideleri

Birincisi Hz. Havva: Cennetten çıkarıldıktan sonraki hayatıyla sabrın, dirayetin ve direncin timsali olmuş, tamamen yabancısı olduğu bir dünyada, duyguları sayesinde hayatta ve ayakta kalabilmeyi başarmış, Selçuklu-Osmanlı kadınına bu haliyle en güzel örneği teşkil etmişti. Bu bağlamda her kadın biraz Hz. Havva’ya dönüşmüştü.

İkincisi Hz. Hacer: Bebeğiyle çölde yalnızlaştırıldığı demde umudunu yitirmeden bebeğine su aramaya çıkan ve bu canhıraş çabası zemzemle ödüllendirilen “anne”… Osmanlı annesi, hayata Hacer’ce yaklaşır, pes etmeyi, vazgeçmeyi bilmezdi.

Üçüncüsü Hz. Asiye: Firavun’un sarayında Hz. Musa’yı büyüten aklın ve iradenin timsali olarak büyük bir örnekti. Hz. Asiye, Firavun gibi kuşkucu birinden kaynaklanan tüm zorlukların üstesinden gelmiş, aklı ve zekâsıyla sorunları aşıp bir büyük peygambere “annelik” etmişti. Her Osmanlı kadını Asiye gibi olmak ister, o örneğin ışığında ailesine yönelik tüm saldırıları püskürtmeyi başarırdı.

Dördüncüsü Hz. Meryem: Horlanıp dışlanmasına rağmen, oğlunu doğurup büyütmüş, “kadın” kimliğiyle tüm hayata meydan okumuştu. Osmanlı kadını da, yeri geldiğinde tüm hayata meydan okur, bir anda Meryemleşip tüm tehdit ve tehlikeleri göğüslerdi.

Beşincisi Hz. Hatice: Efendimizin (a.s.m.) peygamberliğini ilk o öğrenmiş, ilk o tabi olmuş, maddî-manevî tüm varlığını Peygamber-i Âlişan’ın emrine tereddütsüz tahsis etmiş, bu teslimiyeti ve kararlılığıyla da Allah’ın selamına mazhar olmuştu. Efendimiz (a.s.m.), ondan şöyle bahsediyor: “Bütün insanlar beni yalanlarken, o beni tasdik etti; insanlar benden kaçarken, o beni malı ile destekledi...”

Kız çocuklarının “ihtiyaç fazlası” sayılarak diri diri toprağa gömüldüğü bir dünyada, Hz. Hatice âşık olduğu erkekle evlenme iradesini gösterdi. Hz. Hatice Validemizin bu tavrı, erkek egemen bir dünya düzenine derin ve anlamlı bir meydan okuyuştu. Bu bakımdan, sadece Müslümanlığıyla değil, meydan okuyan kadınlığıyla da Osmanlı kadınına örnek ve önder olmuştu.

Altıncısı Hz. Aişe: Erkeklerin iftirasına (meşhur İfk Olayı) uğrayıp herkes tarafından terk edildiği dönemde bile dimdik ayakta kalabilmişti.

Geleneğimizde bunlar var…

 

Hz. Havva’dan Hayme Ana’ya

İnsanın yaratılışında bir kadın: Hz. Havva…

İslam’ın başlangıcında bir kadın daha: Hz. Hatice…

Osmanlı’nın Anadolu’yu “ebedî vatan” yaparken de kadınları görüyoruz: Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları Teşkilatı)…

Osmanlı’yı inşa eden Kayı Aşireti’nin başında, yine bir kadın kimliği görüyoruz: Hayme Ana…

Geleceğin padişahı olacak Osmanlı şehzadeleri devlet yönetimini öğrenmek üzere sancağa gönderilirken, valide sultana yani bir kadına emanet ediliyorlardı.

Anadolu kadınının da hukukî, sosyal ve ekonomik alanlarda haklarını kullandıklarına dair örnekler var…

Hani iddia ederler ya, “Osmanlı kadınının hiçbir hakkı-hukuku yoktu, erkek ‘boş ol’ der, boş olurdu” diye; külliyen yalandır. Bir kere nikâhlar tescillidir. Öyle keyfe keder “boş ol” demekle kadın boş olmaz…

Şer’iyye sicillerinde kadınların evlenme, boşanma ve miras konularında mahkemelere başvurup haklarını aradıklarına ilişkin birçok kayıt mevcuttur.

Nikâh akdi sırasında boşanma yetkisi isteyen her kadın, gerekli gördüğünde bu hakkını kullanıp “şiddetli geçimsizlik” ya da başka makul gerekçelerle boşanabiliyor. Üstelik de bu talebi yıllarca sürüncemede kalmıyor, tek celsede gerçekleşiyor.

 

Sadrazam olan kocasını boşayan kadın: Şah Sultan

Mesela, Kanuni’nin kız kardeşi Şah Sultan (Bazı vesikalarda adı, Devletşahi, Şehzadeşahi olarak da geçiyor) kocası Sadrazam Lütfi Paşa tarafından bir kadının tartaklandığını öğrenir öğrenmez, boşanma talebinde bulunmuş, bu talebi kadı tarafından makul bulunup onaylanmıştı.

Gaziantep’te Ümmühan isimli bir kadın, boşanma talebiyle kadıya gitmiş, mehrinden ve iddet parasından vazgeçerek, Ali oğlu Osman isimli kocasından boşanmıştı.

Bursa’da Abdullah oğlu Mehmed, İzmir’e giderken ailesinin nafakasını karşılama konusunda bir akrabasını kefil tayin etmiş, ancak bu kişi vazifesini yerine getirmeyince, Mehmed’in eşi Kerime Hatun mahkemeye başvurarak hakkını istemişti.

Zaten evlilikte kadının rızasını almak da şarttır: Gerek fetvalarda, gerekse izinnamelerle sicil defterlerinde bu husus belirtilmiştir. Ayrıca her kadın uygun işlerde çalışabilir, sosyal kurumlar vücuda getirebilirdi.

Ankara Şer’iyye sicilerine kayıtlı 151 vakıftan 43’ü, 1546 tarihli İstanbul Tahrir defterlerine kayıtlı 2 bin 517 vakıftan 913’ü kadınlara aittir. Bu da kadınların ekonomik haklarını diledikleri gibi kullandıkları anlamına gelir.

 

Osmanlı kadını yüceltilmiştir

Osmanlı bir tarım toplumudur. Bunun bir icabı olarak köylü kadın ekim, dikim, hasat, satış konularında erkeğiyle aynı haklara sahiptir. Ona sorulmadan iş yapılmaz, ürün satılmaz.

Hatta kırsal kesim kadını erkeklere oranla biraz daha etkilidir. Bu yüzden köyler “anaerkil” bir yapıya sahiptir.

Şehir kadınları ise dokumacılık, ip eğirme, örgücülük gibi işlerde çalışmışlardırlar. Gerektiği zaman da haklarını çatır çatır aramaktadırlar.

Yani Selçuklu-Osmanlı asırlarında kadın “ikinci sınıf vatandaş” değildir, dinî ve millî geleneklerimizde “kadına şiddet” yoktur, her kadın bazı hukukî ve vicdanî haklara sahiptir.

Aynı çağlarda Batı’daki kadının durumu ise yürekler acısıdır. Bunların çoğunu Batılı gezginler yazıyor:

On altıncı yüzyıl gezginlerinden Canaye’ye  göre, “Osmanlı kadını ince zevkli ve becerikli”dir. (Le Voyage de Philippe du Fresna-Canaye, ed. M. A. Hauser, Paris, 1897)

Lady Montagu: “Türk kadınları arasında zarif ve güzel olmayan kadın görülemez. Her ne kadar bütün Hıristiyanlık âlemi içerisinde İngiliz sarayının en zarif kadınların bulunduğu yer olarak inanılsa da, orada bile bu kadar zarif kadın yoktur.” (Briefe aus dem Orient)

D’Ohsson: “Güzel şekiller, siyah ve parlak gözler, sağlıklı hareketler, uyumlu renkler, aşırıya kaçmayan ziynetler ve her şeyden önemlisi zarafet, bu ülkenin kadınlarını Avrupalılardan ayırır.”

Julia Pardoe, Olivier, Gautier, La Borenne Durand de Fontmagne, Edmondo de Amicis başta olmak üzere, birçok Avrupalı seyyahın (gezgin) kaleminden yukarıdakine benzer tespitler çıkmıştır.

Bunların tümünün özeti, Türk kadınlarının zarafet konusunda tüm dünya kadınlarına örnek olacak durumda olduklarıdır.

Kendilerine değer verilmiş, hatta baş tacı edilmiş, İslamî esaslar çerçevesinde Osmanlı kadını yüceltilmiştir.

 

Batılı kadın ne durumda?

“Aynı çağlarda Avrupa kadınının durumu neydi?” diye sorarsanız, on sekizinci yüzyıl sonlarına kadar Avrupa’da kadın dövmek son derece doğal sayılırdı. Hatta pazarlarda, kadın dövmek için özel surette yapılmış sopa ve kırbaçlar satılırdı.

Dahası, kadın dövmenin, “sinirleri yatıştırdığı”na inanılır ve tavsiye edilirdi.

Meşhur tarihçi Brantom, “On altıncı yüzyıl Almanya'sında, sadakat göstermeyen kadının kocası tarafından öldürülmesine izin verildiğini” yazıyor.

1558 tarihli “Frankenhaus Kanunnamesi”ne bu maksatla bir de madde konmuştu: “...Aldatılan erkek öfkeye kapılıp nikâhlı karısını öldürürse, erkeğin bu fiili ceza gerektirmez.” (Bu madde ancak 1900′de kaldırıldı.)

On yedinci yüzyılın sonlarına kadar, İngiliz gazeteleri, “satılık kadın” ilanlarıyla dolu çıkardı. Hem de, “Büyük fırsat! Kelepir mal” başlıkları eşliğinde...

Ve ortalama fiyat dört şilindi. (Sudan ucuz yani.)

Eşleri tarafından satılan kadınların üzerinde bir süre sonra kocasının hak iddia etmemesi için, belediye, “tapu” işlevi gören bir belge tanzim edip verirdi.

“Batı’da kadın” konusunda Fransa’dan birkaç da atasözü vereyim:

“Kadın şeytandan beterdir.”

“Kadın erkeği tuzağa düşüren bir örümcektir.”

“Karısı olanın arısı var demektir, ne zaman sokacağı belli olmaz.”

“Kadın zaruri bir baş belasıdır.”

“Kadın erkeğin sabunudur.” (Kirini temizler anlamında…)

“Kadın dili kesilse bile susmaz.”

“Kadın dövülür, fakat öldürülmez.” (Fransız yazar Quitart'ın “Proverbes Sur Les Femmes” kitabından…)

Bütün bunları bilmeden ekrana çıkıp “Kadın dövme geleneğimiz var!” diye ahkâm kesmek, olacak iş değil…

Ama yıllardan beri yapılıyor. Kulaktan dolma bilgilerle “kadına şiddet” olgusuna bir anlamda katkıda bulunuluyor.

Son söz, Peygamber Efendimizden (a.s.m.) olsun: “Cennet anaların ayakları altındadır.”


Okunma Sayısı : 1931

Etiketler:

kadına şiddet - osmanlı - kadın hakları
130 . Sayı
2015 Ocak Şubat Mart / 130. Sayı
ARŞİV
Ana Menu
Ana Sayfa
Yazarlar
Arşiv
Arşiv
Kurumsal
Hakkımızda
İletişim
İletişim
Adres: Sanayi Caddesi, Bilge Sokak No: 2
Yenibosna / Bahçelievler / İstanbul
Tel: +90 212 551 32 25 - Faks: +90 212 551 26 59
Moral Dünyası Dergisi
© 2014 Moral Dünyası, tüm hakları saklıdır.