Aylık Kültürel Aile Dergisi

Hazar Derneği Başkanı Ayla Kerimoğlu: “HER ÜÇ KADINDAN BİRİ ŞİDDET MAĞDURU”

Fatma Meva Kutlu / Ocak Şubat Mart 2015

“İnsanlardan şiddeti tanımlamaları istendiğinde sadece fiziksel şiddet değil; ruhsal, psikolojik, cinsel, ekonomik vb. pek çok alt başlık ortaya çıkıyor. Türkiye’de üçte bir oranında kadın şiddete uğruyor. Bu kadınların kimlerden şiddet gördüğünü sorduğumuzda da ilginç sonuçlar görüyoruz. Kadınların yüzde 69’u eşlerinden şiddet görürken, yüzde 25’i annesinden şiddet gördüğünü söylüyor. Yani kadına şiddetin kadınlar tarafından süregelen bir boyutu da var.”

Kadınların entelektüel donanımına katkı sağlama ve alternatif eğitim imkânları oluşturma gayesiyle kurulan Hazar Eğitim Kültür Eğitim ve Dayanışma Derneği, 1993 yılından beri faaliyet gösteriyor. Dernek, çeşitli eğitim ve okuma programları hazırlıyor, sosyal sorumluluk projeleri üretiyor, diğer sivil toplum kuruluşlarıyla ortak faaliyetlere imza atıyor.

Hazar Eğitim Kültür Eğitim ve Dayanışma Derneği’nin yönetim kurulu başkanı, aynı zamanda kurucularından olan Ayla Kerimoğlu ile kadın sorunlarını ve “kadına şiddet” konusunu konuştuk.

 

Hazar Derneği’nin “wo-men for women” projesini konuşmadan önce derneğinizi biraz tanıyalım isteriz…

Hazar Derneği, kadınların ve genç kızların entelektüel donanımına katkıda bulunmak üzere bir araya gelip oluşturulmuş bir dernek… 1993 yılında eğitim hakları ellerinden alınmış kadınlara ve genç kızlara alternatif bir eğitim mekânı oluşturmak için istenen bir şeydi; bu amaçla başladık. Kendi kimliğimize, kişiliğimize dair sorularımızı sorduk, İslam’a dair bilmediklerimizi öğrenmeye çalıştık, bilinçli bir Müslüman olmaya çalıştık ve dünyaya dair bir öngörüyle –yani hem Batı’yı hem Doğu’yu bilerek– yukarıdan kuş bakışı dünyaya bakabilecek bir birey haline getirmek istedik kadınlarımızı… Bu şekilde başlamış olduk.

 

Hazar “barış” demek… En çok kadınların mı barışa ihtiyacı var ki, dernek olarak kadınlardan yola çıktınız?

Bence çatışmanın her kesimi, her tarafı bundan zarar görüyor. Dolayısıyla herkesin barışa ihtiyacı var ama uzun yıllar boyunca pek çok çatışma kadın üzerinden yürüdü ülkemizde... Başörtüsü problemleri oldu, kutuplaşmanın mağduru kadınlar oldu. Öyle ki kadınlar kendi başörtülü kimlikleriyle toplumda var olamadıkları gibi eş bile olamayacak duruma gelmişlerdi. Dolayısıyla o gün için gerçekten en büyük mağdur kadındı.

 

Konu kadın hakları olunca ve konuyu açan muhafazakâr hanımlar olunca sorulardan biri “Feminist misiniz?” oluyor. Kadının hakkını savunmakla feministlik arasındaki çizgi nerededir sizce?

Herhangi bir yerde kadınla alakalı bir konuyu gündeme getirdiğinizde –özellikle dindar camiadaysanız– hemen “feminist” etiketi yapıştırılarak sözleriniz değersizleştirilir, anlamından uzaklaştırılır. Bir anlamda size konuşmayın denilir. Hâlbuki kadın haklarıyla alakalı çalışmak sadece feministlerin tekelinde olan bir şey değildir. Bilakis İslam’ın kendi içerisinde sosyal adaleti sağladığını, zulme engel olmak için geldiğini, hakkı-hukuku sağlamak üzere geldiğini düşünürsek, bir toplumda kadın adaletsizliklere uğradığında bunu dile getirmek en önce orada bulunan Müslümanların ve en önce de bu mağduriyetleri yaşayan kadınların hakkıdır.

 

Bir yandan İslam kadına değer verir diyoruz, diğer yandan İslam kadını değersizleştiriyormuş gibi davranıyoruz. Kendi içimizde çelişmiyor muyuz bu açıdan?

Evet, bunun nedeni kadınlarımızın İslam’ı gerçekten metodolojik anlamda bilmemeleri ne yazık ki… Bize “Ben erkeğim, sen bana itaat etmek zorundasın. Bu İslam’ın bir emri” dediğinde, hemen “Ne yapayım, Allah böyle istemiş” deyip –haklı veya haksız– her türlü şeyde erkeğe mutlak itaati esas alıyoruz. Bu gerçekten dinde var mıdır, yoksa kültürel bir yönelim midir sorgulamıyoruz. Çözümsüzlükler burada başlıyor zaten.

 

Çözümlere ulaşmak için “kadına şiddet” başlığında özel bir projeye imza attınız. “Wo-men for women” nasıl bir projedir, bahseder misiniz?

Biz dernek olarak kadınların oluşturduğu ama kadın sorunlarını direkt kendisine alan olarak seçmiş bir dernek değiliz. Çünkü hayatın her alanına yönelik söz söylemek istiyoruz. Ama kadın sorunlarını da görmezlikten gelemiyoruz, çalışmalarımız arasında muhakkak kadın sorunlarıyla alakalı teorik anlamda çalışmalar yer alıyor. Geçtiğimiz yıl da, son yıllarda daha çok arttığı söylenen kadına şiddet başlığında, bir Avrupa Birliği projesi olarak, adına “wo-men for women” dediğimiz bir projeyi hayata geçirmiş olduk.

 

Projenin birkaç sacayağı var. Bunlardan biri Avrupa gezileri ve Avrupa ülkelerindeki şiddet portresinin değerlendirilmesi… Neler gözlemlediniz Avrupa’da?

Avrupa’ya giderken, gelişmiş ülkelerde şiddetin daha az olduğuna dair bir öngörüyle yola çıktık ama gittiğimizde gördük ki Avrupa’da da şiddet oldukça yaygın… Üstelik şiddetin her formu yaygın… Bu bağlamda çok önemli tedbirler aldıklarını ve yaptırımlar uyguladıklarını fark ettik. Bu yöntemleri hem hukuksal, hem dernek ve sivil toplum kuruluşları yönüyle, hem de polis yaptırımları boyutuyla incelemeye çalıştık. Oldukça katı şiddet politikaları olduğunu gördük. Mesela eğer bir kişinin geçmişinde şiddet uyguladığına dair bir sicili varsa, velayet verilmiyor, işlemler yapılıyor, cezalar veriliyor…

Orada gördüğümüz en önemli şeylerden bir tanesi, toplumun bu yönde çok duyarlı davranması oldu. Zira hiç kimse bana ne demiyor. Hiç bir şekilde bana dokunmayan yılan bin yaşasın vurdumduymazlığı yok. Herkes –hiç tanımasa bile– şiddet görene sahip çıkıyor, mağduriyetini gidermeye çalışıyor. Üstelik bu kişi erkek bile olsa aynı yardımı görüyor. Çünkü Avrupa ülkelerinde erkeğe de şiddet oldukça yaygın. Genç-yaşlı demeden erkekler de şiddete maruz kalabiliyor ve onlar için de sığınma evleri mevcut. Bu yüzden kadın-erkek her vatandaş, şiddete karşı tepkili ve oldukça duyarlı…

 

Şiddetten ne anlayalım peki? Sadece fiziksel bir zarar varsa mı bir davranış şiddet sayılır?

Yaptığımız anketlerde bu algının eskide kaldığını görüyoruz. İnsanlardan şiddeti tanımlamaları istendiğinde sadece fiziksel şiddet değil; ruhsal, psikolojik, cinsel, ekonomik vb. pek çok alt başlık ortaya çıkıyor. Ve artık devlet eliyle yapılan çalışmalarla da kadına şiddet dendiğinde bütün bu başlıklar hukuki kapsamda değerlendiriliyor.

 

Kadına şiddete dair ülkemizde nasıl bir resim var?

Türkiye’de üçte bir oranında kadın şiddete uğruyor. Bu kadınların kimlerden şiddet gördüğünü sorduğumuzda da ilginç sonuçlar görüyoruz. Kadınların yüzde 69’u eşlerinden şiddet görürken, yüzde 25’i annesinden şiddet gördüğünü söylüyor. Yani kadına şiddetin kadınlar tarafından süregelen bir boyutu da var.

 

Şiddet gören çocuk, ileride şiddet uygulayan bir yetişkine mi dönüşüyor? Nasıl başlıyor bu sarmal?

Şiddete tanık olan ya da şiddet gören çocukların, şiddet uygulama oranı diğer çocuklara göre daha yüksek elbette. Çünkü şiddet fıtri değil, öğrenilen bir eylem… Dolayısıyla şiddeti yaşayarak büyüyen bir çocuk ileride şiddeti yaşatmada da, kendine uygulandığında sineye çekmede de daha aktif rol almış oluyor.

 

Peki, şiddet yıllar içinde arttı mı gerçekten, yoksa medyadaki yeri arttığı için mi böyle düşünüyoruz?

Şiddet mi arttı, görünürlüğü mü arttı, bu henüz neticelenmiş bir tartışma değil aslında… Son 10 yılda ülkemizde kadın lehine çok fazla düzenleme yapıldı. Kadın pek çok alanda koruma altına alındı. Kadının beyanını genişleten yasal düzenlemeler bile artık mevcut. Yani kadın artık şiddete uğradığında herhangi bir şekilde belgelemek zorunda değil. Hatta kendisine yapılan sözel hakaretler bile şiddet kapsamına girdi. Ama zihniyetimiz hâlâ eski kalıplarıyla devam ettiği için, şiddet uygulamalarının bir kanun ile bıçak gibi kesilmesini beklemek ütopik olur.

 

Eğitim seviyesiyle şiddet arasında nasıl bir denklem var? Eğitim arttıkça şiddet azalıyor mu sizce?

Türkiye’de yapılan istatistiklerde öyle görünüyor. Eğitimli erkekler daha az şiddet uyguluyor; eğitimli olan kadınlar da daha az şiddete maruz kalıyor. Kadının kendini koruma yollarını, hukuksal destek mekanizmalarını biliyor olması, eşit bir mücadele veriyor olması şiddete uğramasını azaltıyor gibi görünüyor.

 

Şiddet gören kadınlar nasıl bir psikolojiye giriyorlar? Gözlemleriniz nedir?

Genel tabloda şiddet gören kadınlar yuvalarını bozmak istemiyorlar. Gidecek yerleri yokmuş gibi çaresizlik duygularını yaşıyorlar. Ya da bu durumdan utanıp şiddete uğradıklarını söylemeye çekiniyorlar. Bunu kendi suçları gibi kabul edenler de var, Allah’ın kendine verdiği, hak edilmiş bir ceza gibi gören de… Dolayısıyla şiddet görüyor olmak kadınlarımızda zaten kültürel olarak var olan çaresizlik duygusunu pekiştiren bir tablo oluşturuyor.

 

ŞİDDET GÖREN KADINLAR NE YAPMALI?

Çözüm noktasında neler söylersiniz? “Şiddete hayır” demeye nereden başlayalım sizce?

Bence öncelikle şiddet gören hanımlarla konuşmak, gördüğü şiddetin nedenini teşhis etmek lazım… Eğer bir kadın sürekli şiddete maruz kalıyorsa, can güvenliği, ruh sağlığı tehdit altındaysa sığınma evleri ilk adım için güzel bir çözüm olabilir. Sığınma evlerinde kaldığı sürede hayatının devamı için akl-ı selim bir karar verebilir. Bu süreçte psikolojik destek görebilir.

Eğer evliliği devam edecekse bazı tedbirler alması gerekir. Mesela bir komşusuyla şifreleşip, eşinden şiddet gördüğü an iletişime geçilerek komşusunun polisi araması sağlanabilir. Bu konuda sadece devlet eliyle değil, vatandaşlık hassasiyetiyle de hareket edilmelidir. Çevresinde şiddet mağduru kimseler olanlar “karı-koca arasına girilmez” noktasından çıkıp, yetkili yerlere bildirimde bulunmalıdır. Zira ancak toplumsal bir duyarlılık ve hassasiyetle şiddet sorununu çözebiliriz diye düşünüyorum. 


Okunma Sayısı : 2338

Etiketler:

kadına şiddet - şefkat - hazar derneği
130 . Sayı
2015 Ocak Şubat Mart / 130. Sayı
ARŞİV
Ana Menu
Ana Sayfa
Yazarlar
Arşiv
Arşiv
Kurumsal
Hakkımızda
İletişim
İletişim
Adres: Sanayi Caddesi, Bilge Sokak No: 2
Yenibosna / Bahçelievler / İstanbul
Tel: +90 212 551 32 25 - Faks: +90 212 551 26 59
Moral Dünyası Dergisi
© 2014 Moral Dünyası, tüm hakları saklıdır.