Aylık Kültürel Aile Dergisi

ŞİDDET NE İNSANÎ NE DE İSLAMÎDİR

Mehtap Kayaoğlu / Ocak Şubat Mart 2015

Size garip gelebilir ama şiddet aslında çok işe yarar! Evet, yanlış okumadınız, şiddet ülkemizde maalesef en fazla “işe yarayan” (!) iletişim yöntemi olarak kullanılıyor. Dairenin içindeyseniz, şiddet veya öfkeden başka yol yokmuş gibi düşünüyorsunuz. Ancak kişi geriye çekilip ne yaptığına baktığında kendisinden utanıyor. Şiddet davranışının ne insanî ne de İslamî olmadığını fark ediyor.

Şiddete meyilli erkeğin psikolojisini anlamak için öncelikle “Şiddet nedir, nasıl oluşur?” gibi bir soruya cevap aramak lazım. Dilerseniz size “Şiddet duygusu bilinçaltında nasıl oluşur?” onu anlatayım. Biraz kafa karıştırıcı gibi görünse de elimden geldiğince anlaşılır aktaracağım merak etmeyin.

Herhangi bir duygunun bilinçaltında gelişim süreci son derece önemli bence. Şiddetin nasıl oluştuğunu anlarsak eğer, şiddetin önlenmesi konusunda neler yapabileceğimizi de daha güzel aktarabiliriz.

Büyümeye başlayan insan yavrusu, ortalama üç yaşlarına geldiğinde kendisini “özne” olarak tanımlamaya başlar. Bir anlamda kendilik bünyesini oluşturmaya başlar. Bu kendilik bünyesinin ortaya çıkmasıyla birlikte “kimliklenme” süreci doğar.

Onun başlangıçta, kendisine ait, kendi gözünden bir kimliği yoktur. Dünyayı annesinin penceresinden görür. Dâhil olduğu ortamın tanımlamalarıyla değerlendirilir. Bu tanımlamalar kendi inisiyatifinde değildir ve öznelliğine yeterli alan ve imkân sağlamaz. Bazı durumlarda toptan “yok” bile sayılabilir. Ciddi bir “yokoluş bunaltısı” oluşturan bu durumların dışına çıkmak ve “öteki”nin kapsamından çıkmak için “tepkime” gösterecektir. “Ben kimim?” sorusuna yanıt verme süreci, önemli ölçüde “Kim değilim?” merakına verilen cevapla başlar.

Bu süreç şu anda anlatmaya çalıştığım kadar kolay aşılamaz. Çünkü evlatlarımızın yeni bir sınavı daha vardır: “İyi-kötü” ikilemiyle tanışmak ve bu ikilemi aşmak… Duygusal ayrışma ve bireyselleşme sürecinde, bütünüyle “kötü” olan “öteki”; bütünüyle “iyi” olan “kendisi”dir.

Sağlıklı, sağlam, esnek ve sürekli bir kimlik için “iyi” ve “kötü”nün bilinçaltında sağlıklı bir biçimde bütünleşmesi gerekir. Bütünleşmeden sonra sürekli, sağlam, esnek ve dayanıklı “kimlik” ortaya çıkar. Bütünleşmenin olmadığı bireylerde “kimlik karmaşası” veya “kimlik dağılması” yaşanır ve bizler bu sorunları çözmek için psikolojik destek verir dururuz.

Böyle bir sağlıksız kimlik yapılanmasına “kırılgan kimlik” diyoruz. Kırılgan kimlik, karşılaştığı sıkıntı ve sorunlarda tolerans eksikliği yaşar ve yansıtmalı düzeneklerle kendisini korumaya çalışır.

Hayal kırıklıklarının, üzüntülerinin, memnuniyetsizliklerinin sorumlularını “dışarı”da arar. Böylece “kötü” dışarıdadır, “iyi” kendindedir.

Dışarıda “düşman” aranır. Dışarıdaki düşmana karşı yoğun kaygı, nefret ve dikkat gösterilir. Ve böylece şiddet “yapıştırıcı” olur. Yapıştırmaya engel olacak müdahalelerin tamamı daha da fazla öfkeye neden olur ve şiddeti artırır.

Özetle iç dünyamızdaki saldırgan dürtüler bütünleşmeyi önler. İç dünyadaki “iyi” imgeleri korumak ve muhafaza edebilmek için, iç dünyadaki saldırgan dürtüler ve kötü imgeler dışarıya yansıtılır ve şiddet oluşur. Oluşan şiddetin de kontrolden çıkmasıyla yaşanan cinnetleri de zaten hep birlikte izliyoruz.

 

Şiddete başvurmanın eğitimle ya da zenginlikle bir ilgisi var mı?

Yukarıdaki şiddetin oluşum şekline dikkat ederseniz, yıllardır şikâyet edip durduğumuz şiddet tablosunu, çocuğunu yetiştirirken sağlıklı yapı oluşturmayan biz anneler yani “kadın” oluşturuyor. Bu da çok ilginç değil mi? Yıllardır şiddet gören, merhametten uzak davranışlarla yıpratılan kadının kurtuluşu yine bir kadının elinde, annenin elinde! Buna rağmen kadın yıllardır artan boyutta şiddete maruz kalıyor. Kadına şiddet uygulayan bir erkeği, başka bir evin annesi yetiştiriyor.

Kendi yaptığım aile danışmanlığı sürecinde şiddetin yöre, eğitim, para-puldan çok etkilenmediğini gördüm. Kadın sadece kırsal kesimde şiddet görmüyor, üniversite mezunu kariyerle kadınlar da şiddet görüyor. Söylediğim gibi, şiddeti kimin gördüğünden ziyade, şiddeti ortaya çıkaran olumsuz durum keşfedilmeli ve ona göre tedbir alınmalı.

 

Kadın şiddetten korunmak için ne yapmalı?

Şiddetten korunmak için öncelikle tüm yurtta hâkim olan “Erkek sever de döver de” mantığını yok etmemiz lazım. Erkek sever evet, ama dövmeye hakkı yoktur. Bu öyle ilginç bir sarmal ki; dayaktan ve şiddetten mustarip kadın evladını dövüyor. Kocadan dayak yediğinde stresini çocuklarına şiddet uygulayarak ekarte ediyor. Annesinden dayak yiyen çocuk, dayak atmayı bir problem çözme aracı olarak içine alıyor. Okulda, sokakta sorunla karşılaştığında şiddeti çözüm aracı olarak kullanıyor.

Hatta büyüyüp evlendiğinde karısıyla sorunu olduğunda ve bu sorunla baş edemediğinde, annesinin “Sen nasıl erkeksin, tüh senin adamlığına, şu karının ağzını burnunu bir kıramadın!” diyerek oğlunun gelinine şiddet uygulaması için teşvik ediyor.

Ben kadına şiddette hep kadının kusurlu olduğunu düşünüp duruyorum ama sanırım haklıyım. Bir kadını başka bir kadın dövdürüyor. Bir kadını başka bir kadın işaret ediyor. Kızın kendi öz babası damadına “Adam ol/erkek ol, karını konuşturma, sustur!” diye yol gösterebiliyor.

Hatta daha korkunç olanını söyleyeyim, kadına şiddet Allah’a fatura edilmek suretiyle yaşanıyor. “Önce uyar, yatağını ayır, sonra döv” dedi diye düşünülüyor. Oysa Kur’an-ı Kerim baştan sona kadar barışçıl ve insanî mesajlar veriyor. Şiddetin “ş”sine yer vermiyor. Ayette geçen “misalen” kelimesi hafif dayak şeklinde tercüme ediliyor. Böylece kişi kendi iç dünyasındaki şiddet eğilimine referans bularak eylemini gerçekleştiriyor.

 

Örf, âdet ve gelenekler kadına şiddeti mazur kılar mı?

Maalesef evet. Yöresel söylemlerle öfkemizi anlamlı hale getiriyoruz. “Biz Karadenizliyiz, bizim insanımız öfkeli olur” diyoruz veya “Doğulu insan namusuna düşkündür, namusu için cinayet işler” diyoruz.

Ayrıca öfke öğrenilerek yerleşiyor hayatımıza. Her yavru, çekirdekten öfkeli/şiddetli davranışı görerek büyüyor.

Öfke; etrafınızdaki insanları, sizi çok fena zorladıkları konusunda uyarır öncelikle… Girişte de söylediğim gibi ülkemizde öfke çok işe yarıyor! Kızdığınızda, öfkelendiğinizde, hatta öfkeden kıpkırmızı olup, burnunuzdan dumanlar fışkıracakmış gibi bir görüntü sergilediğinizde, karşınızdaki kim olursa olsun geri adım atmaya başlar. Üzerinize fazla geldiğini, epeyce bir zorlandığınızı hisseder.

Daha sonra; başka bir durumda, bunun tam karşıtını da yaşarsınız. Şöyle ki; karşınızdaki insanın öfkesinden hızlı bir ders çıkarır, en kısa yoldan onu yatıştırmanın gerekliliği duygusuna kapılırsınız. Karşınızdaki insanın üzerine gitmekten vazgeçersiniz anında…

Öfke itici bir güçtür aynı zamanda. Pek çok erkek yaptıramadığı, yerine getirilmesi konusunda sıkıntılar çektiği mevzuyu, öfkesiyle hızlandırabiliyor.

Üzülerek söylemek istiyorum ki toplumumuz yavaş yavaş ruh sağlığını kaybetmeye başlıyor. Bahsettiğimiz şiddet, dayak, darp, hatta cinayet gibi durumlar, ruh sağlığı yerinde normal popülasyonu temsil etmeyen; tam tersine, ruh sağlığı yerinde olmayan insanların verdiği tepkileri temsil ediyor.

Her insanın sıkıntıları olabilir, zorlukları, baş etmekte güçlük çektiği sorunları, iletişim kurmada yetersiz olduğunu düşündüğü yerler… Ama her türlü hoşuna gitmeyen durum için kalkıp da etrafındaki insanları dövemez, şiddet uygulayamaz. Ruh sağlığı yerinde olmayan, antisosyal kişilik özellikleri gösteren, düşmanlık ve zarar görme duyguları yüksek kişiler yapar bu tarz davranım kalıplarını…

Bence insanımızın ruh sağlığı iyiden iyiye bozuluyor. Günlük hayattaki esneme paylarını yitiriyor. Sabırsız ve düşmanca tutumlar sergiliyor. Ve hayatta olabilecek her türlü sıkıntıyla baş etme konusundaki yetersizlikleri artıyor. İnsanlarla iletişim kurma yollarını unutuyor. Öfkesini kontrol noktasında sürekli geri adım atıyor. Kendi yaşamında meydana gelen başarısızlıklar için çevresindeki insanları suçluyor. Ve suçlamalar sonucunda kendi öfkesini kırbaçlayarak, en yakınındaki insanları infaz ediyor. Erkekse karısına şiddet uyguluyor, anneyse çocuğuna! Ama sistem hiç bozulmuyor. Şiddet hep var olmaya devam ediyor.

 

Öfke kontrol edilebilir mi?

Pek çok kişinin inanası gelmiyor biliyorum ama; öfke kontrol edilebilir. Öfke son derece doğaldır. İnsanın içinden gelen, hakkında bilgi sahibi olduğunda rahatlıkla kontrol edebileceği bir duygudur.

Öfke; “engelleme, incinme veya gözdağı karşısında gösterilen saldırganlık tepkisi, kızgınlık” anlamlarına gelir. Aslında normal ve sağlıklı bir duygudur. Öfke sağlıklıdır, çünkü heyecan gibi, sevinç gibi, hüzün gibi insanî yanımızın önemli bir parçasıdır. Yani fıtridir.

Ne kadar garip değil mi? Heyecan gibi, mutluluk, endişe, korku gibi normal ve sağlıklı bir duygu. Her insanda olması gereken, olmadığı zamanlarda endişelendiğimiz duygular gibi.

Ancak öfkede ana sıkıntı, öfkenin varlığı değil; kontrol edilmemesi ve iç dünyamızda öfkeyi işleyememekten kaynaklanan saldırganlığa, şiddete dönüşme halidir.

Öfke ve şiddet öğrenilir sevgili okurlar! İnsanî olan ve kendisini korumaya yönelik olan bu duygu, zaman içinde çok da işe yaradığı için tamamen davranışlara yerleşir. Boyutları fazlalaşmaya başladığında da içinden çıkılmaz haller alır, kırıcılığa, ilişkiyi tehdit eden boyutlara ulaşır.

Bir annenin, yorgunluktan ve fazla emek harcamaktan dolayı yıpranıp, çocuğunun yaramazlıkları karşısında öfkelenmesi normaldir. Ama aynı annenin, öfkesinin şiddetini artırıp, kontrol edilemez hale getirip çocuğunu dövmesi, işi şiddete çevirmesi anlamına gelir ki hatalıdır.

 

Eşler sorunlarını konuşarak halledemezler mi?

Evlenmek, çift olmak yani çift olarak hayatı yaşamak neredeyse unutulmaya başlandı. Eşler artık birbirleri için daha az fedakârlık yapmaya; hata ve kusurları daha fazla ön plana çıkarmaya ve daha fazla bireysel tavırlar sergilemeye başladılar.

Oysa evlilik; tanımı ve yaşam biçimi itibariyle “bağlayıcı” bir ilişki şeklidir. Birinin diğerine göre konumlandığı/konumlanması gereken; bireysel özgürlükleri “öteki”ne göre yani hayat arkadaşımıza göre düzenlememiz gereken bir yaşam durumudur.

Her insan evlilik ilişkisi içinde zorluk yaşayabilir, sıkıntı çekebilir, eşine ulaşma zorlukları içinde nefes alamayabilir. Konuşarak çözümlemek, hal dilinden anlamak, birbirimizi şiddete zorlayacak yanlış davranışlara girmemek çok önemli.

İnsanlar, bir olmak için evlenir ve birbirlerini korumak için aynı yastığa baş koyarlar. Şiddet erkeğe de kadına da yakışmıyor. Herkesin şiddetten uzak kalması için kendisine yatırım yapması gerekiyor. Bunun için kendimize zaman ayırmalı, kendimizi geliştirici çalışmalara yer vermeliyiz. Sevdiğimiz insanlarla içi dolu sohbetler etmeliyiz. Ailemizi sevmeye ve onlarla iyi geçinmeye çalışmalıyız. Olabilecek her türlü sıkıntının ortasında bile, bunlardan uzaklaşmanın sayısız yolu olduğunu hatırlamaya çalışmalıyız. Problem yaşamaktan korkmamalıyız. Bilmeliyiz ki en yoğun sıkıntının olduğu anda bile sayısız çözüm bize bakıyordur da bizim haberimiz bile olmayabilir. Ama doğru yerlere bakmayı başarırsak, bize gülümseyen çözüm yollarıyla göz göze geliriz. Ve “üstesinden gelmek” kavramını doyasıya yaşarız.

Ayrıca eklemem gerekir ki; evlilikte sorun varsa ve çaresizlik duyguları yaşıyorsa çiftler, mutlaka “Aile Terapisi” uygulamalarından istifade etsinler. Çünkü Aile ve Çift Terapisti olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, hiç ummadığınız ilişkiler, bitti zannedilen evlilikler yaptığımız verimli terapiler sonucunda keyifle ilerliyor. Eşler birbirlerine zarar vermeden ve birbirlerinin yaşamlarını kolaylaştırarak evlilik yollarına devam ediyorlar.

 

ÖFKE KONTROL ÇALIŞMASI

Bir evlilikte kadınla erkek arasında fikir çatışmaları olabilir. Fikir farklılığından dolayı erkeğin kadına şiddet uygulaması veya kadının psikolojik şiddet uygulaması yanlıştır. Bu sahneyi görerek büyüyen çocuk, zamanla şiddet uygulamayı öğreniyor.

Günümüzde “Öfke Kontrol Çalışması” adı altında güzel çalışmalar yapıyoruz. Dünyanın çeşitli yerlerinde olduğu gibi ülkemizde de uygulanan keyifli çalışmalar. Bireysel veya grup terapileri şeklinde yapıyoruz. On oturumluk çalışmalara katılıyor ve öfkeden kurtulmuş oluyorsunuz.

Bu çalışmalardan eğitimler sırasında katılımcılara kazandırmak istediğimiz bakış açılarından bazı öneriler sıralayayım dilerseniz:

— Öncelikle, öfkenizin nedenleri hakkında düşünmeye çalışın. Niçin öfkeleniyorsunuz? Genellikle öfkelenen kişiler, niye öfkelendiğini bildiğini zanneder. Ama bu cidden bir “zan”dır; çünkü öfkesinin altında yatan gerçek duygusunun farkında bile değildir. Öfkenizin kaynağına bakmaya gayret ederseniz, öfkenizin gerçek sebebini anlayabilir ve bu öfkeyi kontrol de edebilirsiniz.

— Çevrenizde olan her olayı kişisel algılamamaya çalışın. Bu da öfke uyandırır. Herkesin her yaptığı davranış, tamamen sizinle ilgili olmayabilir.

— Öfkenizi kullanarak, çevrenizdeki herkesi kontrol altında tutma alışkanlığı geliştirmeyin. “Düzgün söyleyince yapmıyorlar, en iyisi bağırayım da herkes korkup hemen hizaya geçsin!” şeklindeki alışkanlıklar, öfke nedenlerinizi ve dolayısıyla da saldırganlık nöbetlerinizi artırır.

— Öfkelenmeye başladığınızda, doğru biçimde nefes alıp vermeye çalışın. Burnunuzdan derin nefesler alıp, ağzınızdan verin. Böylece beyninize bol miktarda oksijen girer ve daha az öfkelenirsiniz.

— Otomatik düşünce hataları tuzağına düşmemeye gayret edin. Kızmaya başladığınızda, kendinizi kışkırtacak düşüncelerden uzaklaşıp, elinizden geldiğince sizi yatıştıracak şeyler düşünmeye gayret edin.

— Öfkenizi ve öfke nedeninizi, karşınızdaki kişiyi rencide etmeden, sözel olarak ifade etmeyi alışkanlık haline getirmeye gayret edin. İçeride bir öfke varsa, vardır; öyle ya da böyle dışarı çıkmak isteyecektir. Kelimelerle çıkmasına izin vermezseniz, sert davranışlarınızla ve kırıcı yanlarınızla dışarı çıkar. Bu da sizin yakınlarınızla olan ilişkilerinizi çok fazla zedeler.

— Etrafınızdaki insanların sizin yerinize düşünmelerine göz yummaya çalışın. “Kimse benim ne yapacağıma karışamaz!” düşüncesi kısa vadede işe yarar gibi görünse de, uzun vadede sizi öfkeli hale getirir. İnsanlar sizin yerinize düşünebilirler. Bu düşüncelerini dile getirebilirler. Ama siz illaki onların söylediklerini yapacaksınız diye bir kaide yok. Bırakın düşünsünler. Hoşunuza giden düşünceleri alır kullanırsınız. İşinize yaramayacak düşünceleri kullanmazsınız.


Okunma Sayısı : 2115

Etiketler:

kadına şiddet - öfke kontrolü
130 . Sayı
2015 Ocak Şubat Mart / 130. Sayı
ARŞİV
Ana Menu
Ana Sayfa
Yazarlar
Arşiv
Arşiv
Kurumsal
Hakkımızda
İletişim
İletişim
Adres: Sanayi Caddesi, Bilge Sokak No: 2
Yenibosna / Bahçelievler / İstanbul
Tel: +90 212 551 32 25 - Faks: +90 212 551 26 59
Moral Dünyası Dergisi
© 2014 Moral Dünyası, tüm hakları saklıdır.